İyi anlarım hüzünlerin dilinden Yüreğim her gün siyahları maviye boyar

25/10/2007

Sevmek neydi ?..Sadece sevgiliyi görmek, onun yanında olmak mıydı ?..Ya da “seviyorum”  yahut  “seviliyorum” un rahatlığıyla arayıp sormamak mı ?..Yoksa sadece “seni seviyorum” mu ?..Asla!!

   Sevmek vermekti..İstemeden vermekti sevmek..Karşılık bulmadan değil, “karşılık beklemeden” kalbini teslim etmekti..Kalbine gelecek zararları umursamadan teslim etmekti yüreğini..

   Sevmek sadece “seviyorum” demek değil idi..Seviyorum deyip kenara çekilmek hiç değildi!!Karşılık bulma hırsına kapılmayan umutlara yüklenen bir bekleyişti bazen sevmek..Çok büyük umutlara bel bağlamak ta değildi..Yara bandı satan bir çocuğun umut dolu ışıltılı gözlerini görmek yeterdi sevgiyi anlamaya..

   Sevmek düşünmekti..Ne yapıyor diye düşünmek..Nerede, nasıl diye düşünmek..Seni düşünüyor olma umudunu düşünmek..Düşünmek..Hem de öyle kalabalıklarda ya da sadece mutlu iken değil ; gözünü tavandan ayırmadan düşünmek..Ve bu şekilde uykuya dalıp gece rüyada görmekti sevmek..

   Sevmek inanmaktı..Sevdiğine inanmak –hem senin! hem onun!-..İkilemlerin ortadan kalkmasıydı sevmek..Ve “tek gönül” olunsun diye yüreğin ikiye bölünmesiydi..

   Sevmek “sonu olmayan bir varoluştu”..Sonlanmayan, sonlanamayan bir varoluş..Terk etmek, vazgeçmek gibi sözcükleri içermiyordu çünkü sevmenin lûgat’ı..terkedilmiş gibi görünen sevgililer, vazgeçmiş gibi görünen yürekler vardı sadece..

   Sevmek gözyaşıydı..Ağlamaktı sebepli sebepsiz..Sevginin kendine ağlamasıydı sevmek..

   Sevmek, bir kar tanesinde, güneşin parıltısında yahut sigara dumanındaydı bazen..Yağmur damlasının toprağa, toprağın ağaçlara hayat vermesiydi sevmek..

   Sevmek yağmurda ıslanmaktı..Sonunu düşünmeden, bütün işini gücünü bırakıp dalıvermekti damlaların arasına..Yanaklarından süzülenlerin “bu seferlik yağmur damlası” olduğunu bilmekti..

   Sevmek, sevgiliyle gezdiğiniz sokağa gitmeye korkmak, gittiğinde gözyaşlarını tutamamaktı..

   Sevmek, yürekten seveni bulduğunda sıkıca sarılmak ve onu bir daha bırakmamaktı..Sevmek “sır” idi, anlaşılmayandı sevmek..”Ne yapıyorum ben ?” sorusuna cevap verememek, güç bela cevap verdiğinde, verilen cevaptı sevmek..

   Sevmek, “tüm bunlarla beraber” sevgiliyi görmek, onun yanında olmaktı..”Seviyorum” du sevmek..Sevmek “ben de” ydi..”Ben de seviyorum” du sevmek..

   Sevmek gidiyorum değildi..”Geliyorum” du sevmek..”Kalıyorum” du..

   İşte yağmur başladı..Yazının son noktası için iyi bir sebep..

   “Bu seferlik!! ”, yanaklarımdan “ saf suyun “ süzülmesi sanırım iyi gelecek...

 

                                               *BUĞRA YILMAZ*

 

 

 

25/10/2007

hiç

hiç gelemeyeceksin belki ama
yolunu gözlemek güzel
hiç bilmeyeceksin belki ama
seni özlemek güzel
hiç duymayacaksın belki ama
adını sayıklamak güzel
hiç umudum yok ama
her an seni düşünmek güzel
hiç hissetmeyeceksin belki ama
hasretinle ağlamak güzel
hiç sevmeyeceksin beni belki ama
seni sevmek yinede güzel

30/8/2007

SENİ ÖZLÜYORUM

SENİ ÖZLÜYORUM..

Gecenin en zifir karanlığında bile odamı aydınlatan bu aşkı seviyorum.

En çokta hergün duya bilmek için çırpındığım sesini.

Seni özlüyorum işte...

her kavgamızın sonunda çektiğim sancıları.

Seni kaybetmek korkusunun yüreyimin bir bıçak gibi kestiği anları bile

.Göz bebeklerimin içine yerleşmissin ve dünyada iyiliğe,güzelliğe dair ne varsa içindede sen varsın.

Meleklerin kanatların'da geliyorsun sen bana hergün.

Martıların gözlerinde....

bir papatya demetin üstündeki uğur böceği oluyorsun.

Ayın şavkında umudun mavisinde'ki en çokta bu renge tutkunum bilirsin.

 

Sen varsın yüreğime yüreğime işlemişim seni ince.ince düğümlerlen çözülemezsin çözmem seni, oradasın orada kalacaksın,çünkü birtek sen bu yüreğe yakışırsın

 

.Hergün içimi ısıtan asıl sensin,sıcacık ışıklarınlan tüm ruhumu saran,her yeni güne gözümü açar açmaz içine doluştuğun bir günaydınsın sen,özlemek dayanılmaz hale geldiğinde bile hiç isyan etmiyorum,çünkü,içimdesin ve sini göz yaşlarımla akıtmaya kıyamıyorum,özlemin sancılarıyla bedenim hergün birazdaha ölsede aslında hergün yeniden doğuyorum seni özlüyorum çünkü seni seviyorum hemde çook....

 

  Doğruların yanlışların sorgulamadan bi çocuk yüreği gibi masumca taşıyorum,masumca yaşıyorum seni.Bu hayatta verdiğim her nefeste gittiğin heryerde sende benimle birlikte varsın.O yüzden yanlızlık nedir hiç bilmiyorum

.Asla değiştirmeden en katıksız halinle seviyorum seni.

Özgürleşiyor aşkımız, ve sevdikçe büyüyor, özgürleştikçe yükseliyor işte en çokta bunu özlüyorum seni sevmeyi özlüyorum.

 

Sevdikçe daha  çok özlüyorum

Özledikçe daha çok seviyorum

alıntı

18/8/2007

SEN GİDİNCE ANLADIKLARIM

Sen Gidince Anladıklarım

Meğer seher yelleri de kırarmış başakları,
Umutlarda hep hanımeli açmazmış.
Düşünceler,sarıp sarmalarmış solmuş baharları..


Anılara küskün görüntülerde yaşarmış meğer düşler,
Ve geceler,hep yıldızları gizlemezmiş koynunda,
Hasretlere tutsak olurmuş karanlığın
kolları..

Meltem değilmiş tüm rüzgarların ismi meğer,
İsmi martı değilmiş,
Beyaz olan tüm kuşların..

Sırlar taşımazmış gündönümleri uzaklara her zaman,
Kolay değilmiş her bilmece,
İri sorular varmış yüreklere saplanan..

Nankör diye haykırırmış,
Saatler her geçen an'a,
Meğer arkadaş değilmiş akreple yelkovan..

Ağacın dalında filizlenirmiş meğer sevda,
Yalnızlıkmış kökleri,
Ayrılıkmış derinlere uzanan..

Şimdi sanma yalnız senin gözlerinde geziyor nemli bulutlar,
Yalnızlık doruklarından çığ gibi yıkıldığında,
Erkekler de ağlarmış inan.
Olsa da göz pınarları ıslanmadan..


Coşkun Deniz

18/8/2007

MEKTUP

Mektup

Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! “Tak tak “ , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? “geldim geldim” ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?
Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.
“Sen benim kadar sevebilir misin? “ hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.
Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

“ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..
Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .
Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.
Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?”
Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.
Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.
Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!

Seni seviyorum, seni seviyorum
Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!
Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!
Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?
Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.
Sen beni böyle sevebilir misin?
Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?
Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!”

“ Vakit geldi Eski Toprak!”

alıntı
« Önceki ::